Bağlantılar

Anket

Yazarın en beğendiğiniz kitabı hangisi?
 
Şuanda 1 konuk çevrimiçi
Gökçe ile Natel / Sarıkamış'ta Yüreğim Kaldı Yazdır ePosta

Sarıkamış harekâtı felaketle sonuçlandıktan sonra, Erzurum’a dönüşte bir avuç asker yolunu kaybetti. On bir kişiydiler. Kendilerini ayaza, açlığa, uykusuzluğa ve tifüse karşı inanılmaz bir savaşın içinde buldular.

Turna, Ermeni çetelerinin baskınına uğrayan Gülizar Nine’nin Köyü’ndendi; henüz on dört yaşında... Hermine’yle Lori ise, Erzurumlu Natel’in on iki ve sekiz yaşındaki kızlarıydılar. Ermeni’ydiler.

Büyüklerinin arasındaki düşmanlık çocukların yaşamını da alt üst etmişti. Yardıma ihtiyaçları vardı.

Sarıkamış Harekâtı’ndan dönen on bir askerin de öyle…

Ölenler zor şartlarda öldüler. Ölüme kafa tutanlar, zor şartlarda ayakta kaldılar. Anadolu’da gözleri olanların zehirledikleri yüreklerde zorlukla sevgi çiçekleri filizlendi. Bu çiçekler çevrelerine mutluluk saçarken, bazı dramların da üstünü örttü.

Bu kitapta yakın tarihimizdeki en büyük savaş felaketlerinden birinin ve Ermeni tehcirinin insani boyutlarını bulacaksınız.

 

 

Romandan Bir Bölüm:

 

                                                       ….

 

Ayşe kocasına, sesi titreyerek, “Ne oluyor Kirmancı?” diye sordu. “Bu adamlar gece yarısı neden kapımızı dövüyor ve bize işgalci diyorlar?” Korkudan kadının içi kalkmıştı.

Kirmancı Sedat, ocağın kenarındaki döşeğinden yavaşça kalktı. Eline baltayı aldı ve kalbi göğüs kafesini döverek, karanlıkta yıldızların yerini belli ettiği küçük pencereyi buldu.

Evlerinde erkek olmayan Binnaz Neneninse o sırada korkudan eli, ayağı koyuvermişti. Oturduğu yerden kalkamadı yaşlı kadın. “Allahım bu ne hal?” diye âdeta inledi.

Korku, iki ayrı evdeki üç insanın yüreğini demirci kıskacıyla yakalamış, bağırlarını yırtarak dışarı çıkarmak üzereydi. 

Ayşe Kadın’ın dehşet içinde sonuna kadar ayrılmış gözleri yataklığın karanlığını yararak, küçük pencerenin kenarındaki kocasını buldu. Çeneleri birbirine vururken, “Kim bunlar Kirmancı?” diye sordu. Aklına askerde olan oğlu Ahmet geldi. Nedense onu göremeyecekmiş gibi bir duyguya kapıldı. Kocasından bir yanıt alamayınca, “Kirmancı bizi...” diye yeniden söze başladı ama cümlesini tamamlayamadı. Ölümü telaffuz etmek zor gelmişti. Vakti miydi, kendi otuz sekizinde, oğlu yirmisinde ve askerdeyken?.. 

Dışarıda olan biteni anlamaya çalışan kocası, “Evin kapısının önünde adamlar var” dedi. “Kim bilmiyorum.” Konuşurken titreyen sesi, içinde depreşen korkuyu dışa vurdu ve yalanını ele verdi.

Natel, haziran ayında tehcir kararını duyduğunda, cephe gerisindeki seyyar hastanede yaralıların tedavisinde doktorlara yardım ediyordu. Yaptığı hatadan dolayı vicdanını rahatlatmanın başka bir yolunu bulamamış; çocuklarının yanına annesini getirip, savaş alanına koşmuştu. Yaralılar arasında Rus, Ermeni ayrımı yapmadan öyle canla başla çalışıyordu ki, doktorlar adını “Kanatlı Hemşire” koymuşlardı. Yaralı asker, “Osmanlı savaş bölgesindeki Ermenileri göçe tabi tutuyormuş” dediğinde beyninden vurulmuşa döndü. “Haksızlık bu!” diye isyan etti. İnsanları yerlerinden, yurtlarından çıkarmak dünyanın neresinde görülmüştü? Batılı devletler derhal duruma el koymalıydılar. O güne kadar, “Biz sizin yanınızdayız” diye Ermenilerin sırtını sıvazlayan devletler neredeydi? Doktor Ohannes, “Düne kadar bize yardım sözü veren Rusya, İngiltere ve Fransa şu anda zaten Osmanlıyla harp ediyorlar; yanımızdalar yani” dedi. Osmanlı hain planını uygulamak için kendine göre en uygun zamanı seçtiğini sanıyordu. Ama bu harpten galip çıkması mümkün değildi.

Natel, Doktor Ohannes’e hak veriyordu. Osmanlı Devleti, Dünya Harbi’nden galip çıkamayacaktı. İyi de, bu neyi değiştirecekti ki? İtilaf Devletleri’nin gücünün erişemediği yerlerde yaşayan Ermenilerin zorunlu göçünü kim durduracaktı?

                           ***

 
 
  Design by augs-burg.de & go-vista.de  
 
     
 
   
Design by windows vista forum and energiesparlampen