Bağlantılar

Anket

Yazarın en beğendiğiniz kitabı hangisi?
 
Şuanda 1 konuk çevrimiçi
Karasu Yazdır ePosta

Belen’in tarlalarına “karasu” musallat olmuştu. On, on iki senede bir davetsiz  gelir, tarlaları basar ve öyle kolay kolay çekilip gitmezdi. Devlet de olaya seyirci kalınca, su baskınının sürdüğü uzun yıllarda insanlar bir avuç mahsul alamaz; kendileri de hayvanları da aç kalır, sefil olurdu. Belen’in yüzyıllardır süregelen kaderiydi bu.

O yıl da karasu nisan ayının ortalarında harekete geçti. Kentin doğu tarafındaki çayırlık alanda sular birbirine karışarak çoğaldı, çoğaldı ve toprağın eğimine uyarak Belen’e doğru akmaya başladı. Karasu, şehir yolundan Belen’e doğru ilerlerken, gümüş renginde, güneşin yansımalarıyla pembe beneklerle bezenmiş dev bir ejder oldu. Gelen ejder, Belen’e can vermeye değil, doyurulamaz bir iştahla ağzını açmış can almaya, her şeyi yutmaya geliyordu.

Son karasu baskınını Belenliler önleyebilecekler mi? Köydeki kutuplaşma olayları nerelere sürükleyecek?     

 

 

KEŞKE OKUSALARDI NASIL DA SEVİNİRLERDİ

 

Sanatsal bir amacı belirtmek isterim. Kitaplar yazıyor ki halkımızın yüzde sekseni kırsal kesim insanı. Yıllardır süregelen acıları/kıvançları/başlarına gelenler/başlarına getirilenler yazarlarımıza konu olmuş ve yıllar önce buna bir de ad konmuştu: “Köy Romanı”. Sanatsal anlatımla o gerçekleri ülkeyi yönetenlere/onlardan haberli ve habersizlere roman olarak sunulan. Orhan Kemal bu konudaki anlayışını “Aydınlık Gerçekçilik” diye tanımlamıştı. Salt gerçeği vermek değil, olması gerekeni de vurgulayarak.

Bu işin has ustalarından, artık aramızda olmayan bir Orhan Kemal, bir Samim Kocagöz, bir Fakir Baykurt, bir Kemal Tahir, diyelim Abbas Sayar, Kemal Bilbaşar, İlhan Tarus ve bu ay yitirdiğimiz Dursun Akçam canlar, (artık ardılları diyebilirim) keşke Hasan Eskil’in bu kitabını da okuyabilselerdi nasıl da kıvanç duyacaklar, mutlu olacaklardı, herhalde bu insanlarımızın unutulduğu/unutturulduğu şu zamanda!

Ol nedenle yazıyorum bunları; okuyanlar, inanıyorum ki bu satırların yazarına hak vereceklerdir.

 

Fikret OTYAM

Beydağları/geyikbayırı Köyü, Antalya

Eylül 2003

 

 

       Romandan Bir Bölüm:

                                                      

                                    …

                                                      

Cami meydanından evine dönerken Yorgansız Abdullah’ın içi içine sığmıyordu. Köylüden utanmasa ellerini havaya kaldırıp oynayacaktı. “Alihanlar, karasu alanında tarlası olanları peşlerine takıp Devletin kapılarını aşındıracak ama bir halt da edemeyecekler. İnsanlar Alihanların peşinden koştuklarıyla kalacak, sonunda onlara düşman olacak! Eh, etme bulma dünyası! Bugüne kadar garip Abdullah’la çocuklarına kan kusturmuştunuz Alihanlar! Şimdi kan kusma sırası size geldi!” Karasu havzasında tarlası olanları düşündü. “Hepsi de bir çuval samanı, bir teneke yemi bizden kıskanan kansız oğlu kansızlar! Garip Abdullah’la çocuklarına yaptığınızın cezasını şimdi çekeceksiniz!” Kendine hakim olamayıp yüksek sesle güldü. “Garip Abdullah ha?. Ülen Yorgansız senin neren garip be? Kendi tarlaların da, kiraya tuttuğun tarlalar da karasu alanının çok uzağında!.. Sana dense dense, ‘Tuzu kuru Abdullah’ denir. Şimdi onlar bir çuval samanı senden dilenecek!” Düşündüklerinden pek bir keyiflendi, ellerinin parmaklarını şıkırdatarak oynadı. İçinde türküler çağlarken, “Hey gidi dünya!” dedi. “Düşmez kalkmaz bir Allah! Alihanlar benden saman mı dilenecekler? Yapma ya!..” Bunları düşünürken yüreği göğüs kafesinde, ayağından tuzağa yakalanan güvercin gibi delicesine çırpınıyordu. Karşıdan Fehmi, Eyüp, Tufan, Cevahir, Durdu... Çocuklarının kendisine doğru koşarak geldiklerini gördü. Onlara, “Hey aslanlarım be! Mustafa da olsaymış, takımı düzecekmişsiniz!” diye bağırdı.

Çocukları daha yanına ulaşmadan neredeyse hep bir ağızdan, “Baba karasu mu geliyormuş?” diye sordular.

Diğerleri karasuyun ne olduğunu bilmeden soruyordu ama Fehmi’yle Eyüp’ün içindeki endişe yüzlerinden okunuyordu. Çocuklarının yanına gelmesini bekledi. Cevahir’le Tufan’ın başlarını okşarken içindeki coşkuyu serbest bırakıp şen şakrak bir sesle, “He öyleymiş!..” diye yanıt verdi. “Alihanların, Nacilerin, Ankaların, Sarı Cemillerin, Belen’in bir şeyciklere yaramayan adamlarının tarlalarını basmaya geliyormuş!”

Çocuklarının şaşırdıklarını görünce gülerek devam etti.

“Valla ben de başkasının yalancısıyım, karasu öyle haber göndermiş!”

Fehmi, “Yapma ya!” diye bağırıp kahkahayla gülmeye başladı.

Ağabeylerinin güldüğünü gören Eyüp, Tufan, Cevahir, Durdu da güldüler. Sesleri tüm komşu evlerden duyuldu. İnsanlar pencereye, köşe başına çıktılar ve onları karasuyun gelişine sevinir görünce, “Allah belanızı versin deyyus oğlu deyyuslar! Karasuyun nesine gülüp eğleniyorsunuz!” diye bela üstüne bela okudular.

Baba Abdullah, yaşına başına bakmadan, kollarıyla iki yanına denk düşen oğulları Fehmi’yle Cevahir’in omzuna sarıldı, onları devirecekmiş gibi ileriye koştururken, “Hadi gidelim koçlarım, ananızı merakta komayalım” diye seslendi.

Diğerleri de onların peşine takıldı ve altı Yorgansız güle oynaya evlerinin yolunu tuttu.


                                                       ****

 
 
  Design by augs-burg.de & go-vista.de  
 
     
 
   
Design by windows vista forum and energiesparlampen